Salı, Ocak 12, 2010

FLASHFORWARD

Matrix üçlemesinde öğrendiğimiz dünyaya uzaktan erişim olgusu Bruce Willis’in son filmi Suretler’de geliştirilmiş olarak karşımıza çıktı. Bu da bana bir arkadaşımla uzun yıllardır yaptığımız futuristik konuşmaları anımsattı. Ve bir kez daha Vizontele’deki Deli Emin’in konumuna düştüğümüzü anladım.


ABD’de bu sonbahar yayınlanmaya başlayan ve derhal ülkemizde de gösterilen FlashForward dizisi sayesinde futuristik gelecek öngörüleri olgusu yeniden popüler oldu. Pazar gazeteleri, yeni yıla girmekte olduğumuz şu günleri de fırsat bilerek 2010’da ne olacak sorusuna cevaplar arıyor.

Bruce Willis’in son filmi Surrogates’i (Suretler) seyretmeseydim bu topa girmeyecektim. Uzun yıllardır teknoloji dünyasından bir arkadaşımla birlikte zaman zaman bir araya gelir ve bu tür “futuristik” değerlendirmeler yaparız.

Bu seanslarda gündeme gelen pek çok fikir bir kaç sene sonra “icat edilerek” karşımıza çıkar ve birbirimizi arayıp hayıflanırız. Artık Vizontele’deki Deli Emin’in dediği gibi “vallahi benim aklıma gelmişti” demekten de bıktık.

Mesela kitapların kağıda değil de dijital olarak “basılmasını”, “okunmasını” hayal ettik. Kısmen olmaya başladı. Amazon gibi ideefixe gibi internet üzerinden kitap satan web sitelerinin aynı zamanda “kişisel dijital kütüphane” hizmeti de vermesi gerektiğini düşündük (henüz bunu yapmadılar). Böylece bu sitelerden satın alınan elektronik kitaplar, satın alındığı anda kişinin dijital kütüphanesine aktarılır ve kişi kitabı dijital ortamda (bilgisayarından ya da kitap okuyucusu cihazdan) derhal erişebilir ve okumaya başlar.

Keza kişi kütüphanesindeki bir kitabı, yine aynı sitede kişisel dijital kütüphanesi olan bir arkadaşına ödünç verebilir. Bu durumda kendisi artık o kitaba erişemez ama arkadaşı kitabı okuyabilir hale gelir vb. (Üretim Tarihi : 2001).

Bir başka proje de müzik dünyası ile ilgili. Bu da henüz keşfedilmedi. İnanıyorum ki müzik dünyasına yön veren dev şirketler interneti kendi bildikleri mecraya çekip orada pataklayarak kontrol altına alma stratejisini terk etmeye karar verdilerinde bizim düşündüğümüz türden projeler de hayat bulacaktır. Bizim projemiz müzik parçalarındaki “tag” bilgileri denilen ve şarkının künye bilgilerini oluşturan kısımda şarkı türü olgusuna yepyeni bir bakış açısı getirmek.

Öyle ki müzik artık yaşanmakta olan ana şimdi olduğu gibi eklemlendirilmeyecek tersine o anın içine karışacak, yaşanan o duygunun, o ruh halinin değişmez bir parçası olacak. Ve bu deneyim dünya üzerindeki milyonlarca insan tarafından paylaşılabilecek.

Matrix üçlemesini seyredip de insanın “gerçek dünyaya” kafatasının arkasındaki bir delik vasıtasıyla yattığı yerden bağlandığı imgesini gördükten sonra aklımda dönüp dolaşan ileri düzey bağlantı modelini yukarıda bahsettiğim Suretler filminde gördüm (artık bıkmış olduğum için “vallahi benim aklıma gelmişti” demedim).

Suretler filminde insanlar artık gündelik angarya işlerini “avatar”larına yaptırıyorlar. Yani robotlara. Kendileri evlerinde tıpkı Matrix’te olduğu gibi bir koltuğun üstünde yatıyorlar, Matrix’ten farklı olarak avatarlarına kafalarının arkasındaki bir delikten değil göz ve kulaklara takılan bir başlıktan erişiyor; onları yönetiyorlar.

Bütün işi robotlar yapıyor. İnsanlar evlerinden dışarı çıkmıyor. Ve bu çerçevede gelişen olaylar. Robot almayı reddeden “has insanlar” ve bunların sisteme karşı direnişi. Bu tür sistemler söz konusu olduğunda derhal akla gelen “ya birisi bunu suistimal ederse” korkularını körükleyen hususlar...

Bugün bilgisayar karşısında saatler geçirdiği için asosyal olmakla itham edilen gençler mi acaba gelecek yıllarda bu teknolojileri icat edecek? “Hayatımızı neden riske atalım ki, başımıza bir şey gelecekse bu robotun başına gelsin, biz evde güven içinde olalım” diye düşünerek.

Peki o zaman sormazlar mı insana, “Ya kardeşim o zaman evde sabahtan akşama kadar yatarak robotu yönetmekten başka bir şey yapmayan senin ne katma değerin var?” diye. Bu kadar teknoloji üretenler robotların karar verme süreçlerini de “robotize” edebilirler nasılsa.

Cumhuriyet Bilim Teknoloji (1188) - Ooof Off Line Köşesi - 25 12 2009

Hiç yorum yok: