viviane reding etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
viviane reding etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Şubat 16, 2010

KİM DAHA KORSAN ?

Bütün gerginlik, konvansiyonel dünyada ayrıcalıklı konuma sahip olanların dijital dünyada da aynı konumlarını talep etmeleri. Ama bunun için hiçbir değişim ve dönüşümü kabul etmemeleri. O halde yeniden kaos ve yeniden akabinde gelecek yeni bir düzen!

İrlandalı rock grubu U2’nun beyni konumundaki Bono’nun 2 Ocak 2010’da New York Times'da yayınlanan “Gelecek 10 Yılı Etkileyecek 10 Şey” konulu makalesinde ikinci sırayı dolaylı yoldan da olsa internet almış.

Bono, internetin şimdiye dek müzik ve medya endüstrileri üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi gelecek on yıl içinde özellikle film endüstrisi için de yapacağı kehanetinde bulunuyor. Bunun için temel aldığı olgu ise gelecek yıllarda internete bağlanma hızlarında ortaya çıkacak artış. Hat kapasitelerindeki bu artış sayesinde bir dizinin ya da filmin bir kaç dakika içinde bilgisayara indirilebilir hale gelmesi daha çok insanı internet üzerinden film indirme ve izleme yoluna sevk edecek (örneğin “24 dizisinin tüm bir sezonunu indirmek 24 saniye sürebilecek”).

Bono’nun düşüncesine göre bugün filmlerin müzik albümleri kadar internet üzerinden korsan yollarla indirilmemesinin nedeni, film dosyalarının, müzik dosyalarına kıyasla daha büyük olması nedeniyle daha uzun sürede indirilmeleri. Halbuki bir müzik albümü bugün birkaç dakika içinde indirilebilmekte.

Buna ek olarak Bono telif hakkı olan bu tür ürünlerin korsan(!) bir şekilde edinilmesinden en çok o eseri yaratanların olumsuz etkilendiklerini ifade etmekte ve tam da bu noktada hedef şaşırtmakta.

Artık hepimiz biliyoruz ki bugün on liraya satılan bir üründen onun yaratıcısının hesabına düşen miktar bir ya da iki lira. Kalan kısım ise o telif eseri satın alınabilir bir mal haline getiren materyal ya hizmet tedarikçileri (hammadde satıcıları, üreticileri, dağıtıcıları, son noktadaki satıcıları). Yani kalan sekiz dokuz lira telif eserin yaratılmasıyla doğrudan ilgisi olmayan bu tedarikçilerin cebine gitmekte. Doğaldır ki bu resmin içinde olan her biri bu işten para kazanmakta. Bir başka deyişle bu sekiz dokuz liranın en az yarısı bu değer katıcıların hanesine kar olarak yazılmakta.

Bir müzik albümü internetten korsan(!) olarak indirildiğinde evet o eserin sahibinin cebine bir ya da iki lira gitmiyor belki ama konvansiyonel dünyanın değer katıcılarının cebine de sekiz dokuz lira gitmiyor. Şimdi bir daha düşünelim; bir müzik albümü “korsan bir yoldan(!)” internet üzerinden edinildiğinde, öteki hususları bir an için unutsak bile, bu haliyle kime daha çok zarar veriyor? Cevap ortada.

“Öteki hususlar”dan birini ele alalım. Eser sahibi her bir eseri için o bir ya da iki lirasını herhangi bir sorunla karşılaşmadan tahsil edebiliyor mu? Yoksa bunun için o sektörün önde gelenlerinden olması mı gerekiyor?

Konvansiyonel dünyada bir telif eserin ticari bir meta haline gelebilmesi için bu arabuluculara gereksinim vardı. Hala da var. Ama artık konvansiyonel dünyanın yanında yeni bir dünya daha var. Dijital dünya.

Bütün gerginlik, konvansiyonel dünyada ayrıcalıklı konuma sahip olanların dijital dünyada da aynı konumlarını talep etmeleri. Onları bu hale düşüren ne yazık ki telif eserleri korsan(!) yollarla edinme eğilimi değil. Bu eğilim, başlangıçta bu devlerin dijital dünyanın kendi dinamiklerini reddetmeleri, bu dünyanın kendine has kurallarına göre dönüşme konusunda ayak diretmeleri sonucunda bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Yani eğer bir suçlu aranıyorsa uzağa gitmelerine gerek yok. Bireyleri telif eserlere bu yollarla ulaşmak zorunda bırakan kendileridir suçlu olanlar.

AB’nin telekom ve dijital medyadan sorumlu bakanı Viviane Reding’in daha önce bu köşede de altı çizilen şu sözünü yeniden anımsamak gerekir : “İnternet korsanlığının giderek artması mevcut iş modellerimize ve yasal çözümlerimize karşı güven eksikliğinin bir göstergesidir.”

Cumhuriyet Bilim Teknoloji (1191) - Ooof Off Line Köşesi - 15 01 2010

Cuma, Eylül 04, 2009

(INTERNET KORSANLIĞI İÇİN) DADALOĞLU DER Kİ


“Bence internet korsanlığının giderek artması mevcut iş modellerimize ve yasal çözümlerimize karşı güven eksikliğinin bir göstergesidir.”


Cem Yılmaz’ın 10 Derste Anadolu Rock paradosinde verilen derslerin biri de “Hadi bana inanmıyorsunuz, bakın Karacoğlan öyle demiş” türünden şarkıda verilen mesajı geçmişten bir isimle desteklemek idi. Bu mantıkla; girmek için ülkece seferber olduğumuz AB’nin, Telkom ve Dijital Medya’dan sorumlu “bakanı” Viviane Reding’in 9 Temmuz 2009’da Lizbon’da yaptığı konuşmaya kulak verelim. Reding der ki :

“Internet korsanlığı, interneti en yoğun kullanmakta olan ve dijital yerli denilen 16-24 yaş grubundaki bireyler için giderek daha çekici (“seksi”) bir hale gelmektedir. Bu kuşak dijital ekonomimizin, yeniliklerin ve gelişme fırsatlarının temelini oluşturacaktır. Eurostat istatistiklerine göre bu kuşaktan bireylerin %60’ı geçen aylar içinde herhangi bir ücret ödemeden internet üzerinden görsel-işitsel içerik indirmiş olup; bunlardan %28’i bu tür şeyler için para ödemek istemediklerini belirtmiştir.

“Bu figürler mevcut sistemimizdeki ciddi eksikliklerin bir göstergesidir. Kanunlara karşı gelenleri cezalandırmak gerekir. Ancak pazarda gerçekten de yeterince çekici ve tüketici-dostu yasal arz mevcut mu? Telif Hakları konusundaki mevcut yasal sistemimiz internet kuşağının beklentilerini karşılayacak seviyede mi? Bunu engellemek için tüm alternatifleri değerlendirdik mi? Konuya 16 yaşındaki bir bireyin gözünden baktık mı? Yoksa sadece Gutenberg Çağı’nda büyümüş hukuk proseförleri gözünden mi bakıyoruz? Bence internet korsanlığının giderek artması mevcut iş modellerimize ve yasal çözümlerimize karşı güven eksikliğinin bir göstergesidir. Kanun koyucular için bu bir uyarı olmalıdır.

“Eğer dijital içeriğe erişimi süratle daha kolay ve kullanıcı dostu hale getirmezsek, dijital hizmetlerin yasal kullanımı ve sanatsal yaratıcılığı konusunda tüm bir kuşağın desteğini kaybedeceğiz. Ekonomik, toplumsal ve kültürel olarak bu bir trajedi olur. O nedenle benim temel önceliğim, diğer yetkililerle eşgüdüm içinde, tek bir pazarda kenetlenmiş Avrupa’nın dijital içeriğe erişmede basit, kullanıcı dostu yasal bir çerçeve oluşturmak ve o arada içerik yaratıcılarının hak ettiklerini almalarını sağlamak için çalışmak olacaktır. Dijital Avrupa ancak ilgili son kullanıcı ve yaratıcı tüketiciler olarak, içerik oluşturucular ve dijital yerli kuşağından kişilerle birlikte kurulabilir.”

AB’de konuyla ilgili üst düzey bir yetkilisinin şu tümcesinin altını yeniden çizelim: “Bence internet korsanlığının giderek artması mevcut iş modellerimize ve yasal çözümlerimize karşı güven eksikliğinin bir göstergesidir.”

“Önce özgür birey” diyorsak, bireyin rahatsızlıklarını dikkate almak, neden rahatsız olduğunu analiz etmek ve bu rahatsızlıkları ortadan kaldırmak için gerekli olan şeyleri yapmak gerekir. Alternatif olarak şöyle de denilebilir: Mevcut kanunlara göre bu yasa dışıdır ve cezalandırılmalıdır. Nokta.

Tesadüfe bakın ki son zamanlarda ülkemizde de tam da böyle bir bakış açısı sergilediğimizi ortaya koyan düzenlemeler yapılmakta. Korsan mı, cezalandırın. Neden? Çünkü telif haklarına saygı göstermiyor, ilgili yasaları çiğniyor. (Acaba yasalar biraz demode mi kaldı?... Sus kapa çeneni; bul cezalandır).

Malum ülkemizde vergi, kim bulunursa ondan tahsil edilen bir olgu. Korsana karşı mücadele de anlaşılan biraz bu mentalite ile icra edilecek. Kamu kurumlarının mekanlarını kiralayarak korsan kitap, CD satanlara karşı birşey yapamıyoruz (neden acaba?) ama dijital altyapıda kimin nereden ne indirdiğini tespit edebiliyoruz. O zaman faturayı ona keselim. Hem ABD de böyle yapmıyor mu? Daha geçen gün bir kaç müzik şarkısını indiren bir üniversite öğrencisine yüzbinlerce dolar ceza kesmedi mi ABD mahkemeleri?

Her zamanki gibi problemi yanlış tanımlamaktayız. O nedenle de yanlış tanımlanmış bir problemin çözüm alternatiflerinin hangisinin daha doğru olduğunu tartışmak da temeldeki problemimizi çözmeye katkı sağlamayacak. Temel problemimizin dijitalleşme olgusunun var olmadığı bir dönemde icat edilmiş olan telif haklarının güncellenmesidir. Öte yandan “Önce özgür birey” diyemediğimiz sürece yapılacak güncellemeler bir işe yaramayacaktır. Ben demiyorum Dadaloğlu (pardon Avrupa Birliği) öyle diyor.

(İlgili dökümanın tamamı için bakınız http://tr.im/wOWS )

Cumhuriyet Bilim Teknoloji (1172) - Ooof Off Line Köşesi - 04 09 2009