Çarşamba, Ağustos 03, 2005

AĞ TOPLUMU TESADÜF MÜ?


Dünyanın her yerinden insanların, fiziksel uzaklıktan etkilenmeden birbiri ile temas halinde olabilmesi; ancak kapı komşularının kim olduğunu dahi bilmiyor olmaları!

Yeryüzü kültürünün böyle bir toplum modeline doğru dönüşme sinyalleri vermesi bir tesadüf mü yoksa son yıllarda yaşananların doğal bir sonucu mu?

İnsanın katkısının olmadığı, doğal denilebilecek, dönüşüm modelleri, insanın da işin içinde olduğu süreçler açısından bakıldığında daha “saf” görünmekte. Örneğin kağıt üretmek için dünyanın akciğerleri denilen Amazon yağmur ormanlarının katledilmesi, ilk bakışta hiç de doğal gelmeyebilir. Üç-beş kişinin para kazanma hırsı, doğallıkla nasıl açıklanır?

Oysa dünyaya, diyelim ki, bir meteor çarpması sonucu dinazor denilen türdeki dev canlıların kısa bir sürede yok olup gitmesi, çok doğal karşılanıyor. Bunun nesi doğal? Gelin kendinizi bir dinazorun yerine koyun ve düşünün bakalım; bir meteorun dünyaya çarpma gerekliliği ile üç beş tüccarın para kazanma hırsı arasında nasıl bir fark bulacaksınız. İkisi de aynı anlamsızlıkta.

Ama şöyle bir ortak özellikleri var: Öteki diğer olasılıklara karşı daha güçlü olma imkanı bularak, gerçekleşmişler. Bir başka deyişle doğal olanın doğa ile bir ilgisi yok. Daha ziyade gerçekleşecek kadar güçlü olan olasılık olmak ile bir ilgisi var.

Ağ Kültürü de (yani birbiri ile iletişim içinde olan bireyler, gruplar, toplumlar) son dönemde en güçlü olasılık olarak sahnede yerini alıyor. 60lı yıllardan başlayarak gelişme gösteren ve (görünürde) bireyin daha ön plana çıkmasını talep eden toplumsal olayların “doğal” bir sonucu olarak.

Ancak değerlendirilmesi gereken en önemli nokta; birey derken sizin ya da benim aklıma sokaktaki insan gelirken, bu dönüşümden en çok istifade edenlerin aklına başka grupların gelmesi. Bir düşünelim:

GSM ya da internet altyapıları sayesinde sokaktaki birey olarak neler kazanmış olduk? Dünyanın öteki ucundeki insanlarla iletişim kurabiliyoruz. Bu iletişimi günün her saati kurabiliyoruz. Dünyanın bilgisine araştırma yaparak erişebiliyoruz. Bu bilgileri gereksinim duyduğumuz ortamda kullanabiliyoruz.

Peki sizce her şey gerçekten de bunun için miydi?

Pek sayılmaz. O arada tüm bu altyapıyı kuran düzinelerce firma (sahipleri), bu altyapı üstünde yapılan ticari işlemler sayesinde binlerce firma (sahipleri) bu “bireye özgürlük” ortamından istifade etmiş durumda.

Şimdi gelin de herşeyin nedenini iki dakikalık telefon görüşmesi için sunulmuş olduğunu düşünün.


Bireyin özgürlüğü ve gereksinimleri, ikinci dünya savaşı sonrası dünyada yönetimleri derinden etkileyebilecek bir olgu iken bugün bu tehdit, bir afyon operasyonu sonucunda bertaraf edilmiştir.

Ey birey! Özgürlük mü istiyordun? İşte sana özgürlük! Konuşma hakkı mı? İşte sana konuşma hakkı. Bilgiye erişim mi? İşte sana tonlarca bilgi.

Şimdi sen bunların lojistik dertleriyle uğraşırken (sağlıklı bilgi ile yalanı ayırmaya çalışırken, konuşmaktan karşındakini dinlemeyi unuturken, tüm bunlara kavuşabilmek için kazanman gereken parayı kazanmaya çalışırken) bırak da perdenin gerisinde birileri bundan farklı şekilde nemalansın.

Son yıllarda pek çok konu için olduğu gibi Internet için de benzer düzeysizlikte bir içerik; “internet ile ilgili bilgiler/sorunlar” kategorisinde dünyaya sunulmakta. Gereksiz epostalardan kurtulmak, müzik dosyalarını paylaşmak, hat kapasitelerini artırmak, daha çok kullanıcının erişebilmesini sağlamak, kötü içerikli web sitelerinden korunmak, vb.

Gerçekten de sorunumuz bu mu? Yoksa çok daha temelde yaşamlarımızı çok daha ciddi bir düzeyde etkileyen başka bir gündem, içerik, yönlendirme var da bunun farkında değil miyiz?

Toplumların örümcek ağı gibi birbirine bağlanması bir tesadüf değil. Bu, bireylerin talepleri sonucunda oluşmuş da değil. Globalizme karşı gösteri yapanlar da birey. Tıpkı Irak’ta, Afganistan’da öldürülenlerin de insan olduğu gibi. Ancak ne o bireylerin görüşleri dikkate alınıyor; ne de onların ölmesine neden olan olaylar “barbarca” diye yorumlanabiliyor.

Mevcut (yapay) gündem sayesinde bu olgunun tehdit oluşturacak şekilde kullanılabilecek bir araç haline gelmesi de engellenmiş oluyor. Dünyaya geçmiş olsun! Bakalım sırada hangi gezegen var! (ve sokaktaki birey, yaşamını sürdürebildiği sürece, aslında, “bu savaş onun savaşı değil”; dert etmesin!)

Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknik Eki'nde yayınlanmıştır (30 07 2005)

Hiç yorum yok: