Pazartesi, Temmuz 11, 2005

TURING GÜNLERİ ve DNA BİLİŞİMİ


13-14 Mayıs 2005 günlerinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Turing Günleri 05’i düzenledi. Bu yılın ana konusu ise DNA Bilişimi idi.

Öncelikle organizasyonun kalitesinden dem vurmam gerekir. Bu tür organizasyonlarda genellikle organizasyonun en basit halkaları dikkate alınmaz. Örneğin gittiğiniz bina içinde hangi salona gideceğinizden tutun da, bina girişindeki görevlilerin organizasyondan bihaber olmasına, size gelen davetiye her ne kadar profesyonelce hazırlanmış olsa da salonun önüne gittiğinizde dileyenin dilediği gibi girip çıktığına kadar.

Ancak doğrusu Bilgi Üniversitesi’ndeki bu organizasyon bu olumsuzlukların tamamından arınmıştı diyebilirim. Bina kapısından girerken ziyaret sebebimi soran görevlileri “DNA Computing”i nasıl anlatırım diye düşünürken, “bilgisayar şeysi” lafımı daha bitirmeden beni bir kaç metre ötedeki masaya yönlendirmeleri ile sıradışı bir kalite ile karşı karşıya olduğumu anladım.

Masadaki görevli gençler, o kadar ciddi bir şekilde, kağıda çizmiş oldukları kroki üzerinden salonu bana tarif ettiler ki, doğrusu gözüm korktu ve krokiyi zihnime yerleştirmek için birkaç saniye fazladan bakma gereği duydum.

Meğer ne gam! Bir mesafe zaten çok kısaymış; iki her köşeye zaten yönlendirici levha asmışlar.

Etkinliğin ilk gününe katıldım ve doğrusu 16 sene önce mezun olduğum bilgisayar mühendisliği dalında gelişmelerin hangi sınırlara gelip dayandığını görmek açısından, ilk günkü sunumlar beni müthiş keyiflendirdi (her ne kadar salondaki gençlerin algıladığı düzeyde algılayamadıysam da konunun özündeki mantığı yakaladığımı sanıyorum).

Öncelikle etle tırnak haline gelmiş bilişim kavramı ile elektronik kavramını ayırmak gerekiyor. Bizim bilişim ya da bilgi teknolojileri dediğimiz kavram, aslında başında hep bir gizli özneyi barındırıyor – elektronik bilişim, elektronik bilgi teknolojileri.

Oysa bilişim kavramı, elektronik hali ortaya çıkmadan önce de vardı. Bu alandaki en önde gelen kişilerin başında da Alan Turing geliyordu. Turing’in aritmetik işlemler için düşündüğü cihazlar, elektroniklikten uzak, mekanik düzenekleri baz alıyordu. Ama bilişimdi.

Benzer şekilde, son yıllarda ortaya çıkan bir başka bilişim türü de DNA moleküllerine bağlı olarak ortaya çıkan DNA Bilişimi. Elektronik bilişimde elektrik akımlarının ürettiği birleri sıfırları burada moleküller ve bunlardaki enzimler üstleniyor. Bir başka deyişle elektronik devrelerin yerine birbiri ile temas halinde olan organik bileşenleri, enzimleri, molekülleri düşünün.

Bu enzimler, moleküller, programlanabiliyor. Programlanma deyince yanlış anlaşılmasın, bilgisayar programı değil. Daha ziyade bu bileşenler, birbirlerine öyle bir şekilde bağlanıyorlar ki, önceden belirlenmiş bir grup işlevi yerine getirebiliyorlar.

Örneğin Columbia Universitesi’nden katılan Prof. Milan Stajonavic araştırma ekibiyle birlikte böyle bir zincir kurarak ünlü Tik-Tak-Toe oyununu oynayan bir düzenek oluşturmuş. 3x3 dokuz gözlü bir karede yatay, dikey ya da diagonal olarak üç haneyi işaretleyenin kazandığı bu oyunda enzimler, rakip hangi kareye oynarsa, buna göre tetiklenerek, hangi kareyi işaretlediklerini ışıma ile belli ediyor.

Bu tür bir etki tepki durumunun pratikte kazandıracağı şey ne olabilir? Bu soruya en yalın cevabı Weizmann Enstitüsü’nden Prof. Ehud Shapiro veriyor. Bu tür bir donanımla yüklenmiş enzim zincirinin insan vücudunun içinde dolaştığını düşünün. Zincir, tik tak toe oynamak için değil de hastalanan hücreleri iyileştirmek için programlanmış olsun. Buna göre zincirin inceleyeceği hücrenin zincire ileteceği mesaj, zinciri tetikleyecek ve bu tetikleme sonucunda zincir hücrenin neye gereksinim duyduğunu tespit edebilecek. Eğer gereksinim duyulan şey bir ilaç ise, hücreye o ilacın verilmesi sağlanacak.

Tıpta her ne kadar müthiş gelişmeler kaydedilmekteyse de henüz kesip, biçme döneminden kurtulabilmiş değiliz. Ne zaman ki kanserin tedavisi için kemoterapi ile hücre öldürmeyeceğiz, ne zaman ki yetmezlik çeken bir böbrek hastasına verilecek bir ilaç vücutta yeni bir böbreğin doğup, büyüyüp eskisinin yerini almasını sağlayacak, işte o zaman tıp gerçekten kuantum sıçraması yapmış olacak.

DNA Bilişimi belki de bu sıçramanın yapı taşını oluşturacak.

Cumhuriyet Gazetesi Bilim Teknik Eki, Ooof Off Line köşeşinde yayınlanmıştır (02 07 2005)

Hiç yorum yok: